AB DÖNEM BAŞKANLIĞINDA BAYRAK DEĞİŞİMİ

1 Temmuz tarihinden bu yana Avrupa Birliği’nin (AB) dönem başkanlığını üstlenen Almanya, bayrağı Portekiz’e devretmeye hazırlanıyor. Almanya’nın dönem başkanlığı oldukça yoğundu. Önceki AB dönem başkanlığını üstlenen Hırvatistan’dan kalan bütçe görüş...

AB DÖNEM BAŞKANLIĞINDA BAYRAK DEĞİŞİMİ

1 Temmuz tarihinden bu yana Avrupa Birliği’nin (AB) dönem başkanlığını üstlenen Almanya, bayrağı Portekiz’e devretmeye hazırlanıyor. Almanya’nın dönem başkanlığı oldukça yoğundu. Önceki AB dönem başkanlığını üstlenen Hırvatistan’dan kalan bütçe görüşmeleri ve Brexit gibi konuları da gündemine almak mecburiyetinde kalan Almanya, Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginlik sürecinin yönetimini de üstlenmeye mahkum edildi. Güçlü ve yenilikçi bir AB motosuyla göreve gelen Almanya’nın 6 aylık eylem planında daha adil ve sürdürülebilir bir AB söylemi yer alıyordu. Ayrıca daha güvenli ve ortak değerlere sahip bir birlik mesajı içeren Alman dönem başkanlığının hedefleri arasında uluslararası sahnede daha güçlü bir topluluk projesi de yer alıyordu.Almanya’nın dönem başkanlığının planlama aşamasında hesapta olmayan yeni nesil koronavirüs (Kovid-19) kriziyle mücadele de gündeme eklendi. Bu çerçevede bir değerlendirme yapmak gerekirse Almanya, dönem başkanlığını AB’nin 1 trilyon 800 milyar euroluk bütçesi konusunda üye ülkeler arasında görüş ayrılığını gidermeyi başararak taçlandırdı. Birliği daha güçlü ve yenilikçi kılacak adımların temelini attı. Sözkonusu bütçeden AB’deki bütün kesimlerin istifade etmelerini sağlayacak yasal düzenlemelerin de Avrupa Komisyonu üzerinden hayata geçmesini sağlayan Almanya, sürdürülebilir kalkınma konusunda da ciddi politikalar benimsedi. Nitekim geçtiğimiz haftalarda kalem almış olduğum Hidrojen enerji, taxonomy ve Karbon nötr konusunda AB’nin bu alandaki öncü konumunu pekiştirecek temeli atılmış durumda.Almanya ayrıca İngiltere ile boşanma süreci olarak nitelenen Brexit konusunda bir anlaşma sağlayarak AB ile Birleşik Krallık arasındaki ilişkilerin geleceği konusunda bir çerçeve çizme başarısına ulaştı. AB ile Birleşik Krallık arasında varılan Ticaret ve İşbirliği anlaşması Türkiye açısından da son derece önemli. Türkiye, Brüksel ile Londra arasında imzalanan bu anlaşmadan istifade edecek. Ayrıca Türkiye ile AB arasında yürürlükte olan Gümrük Birliği anlaşmasının kapsamının dışındaki ürünler ve sektörlerle ilgili olarak Ankara ile Londra arasında bir anlaşma sağlanabilecek. Bu noktada AB ile Birleşik Krallık arasında sağlanan bu ‘hibrid’ ilişki, AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri derinleştirilebilir mi ve Türkiye’nin müzakerelere yeniden başlayacak noktaya gelene kadar ara bir çözüm oluşturabilir mi sorusunu da getirmiyor değil.Almanya’nın AB’yi uluslararası sahnede daha güçlü kılacak politikasına gelince; AB, hem ABD hem de bölgesel güçler arasında bulunan Türkiye olmadan uluslararası sahnede daha güçlü bir kimliğe sahip olmasının zor, neredeyse imkansız olduğunu bir kez daha anladı. AB’nin 10-11 Aralık tarihli zirvesinde bundan sonraki süreçte Ortadoğu ve Akdeniz politikalarını Washington yönetimiyle işbirliği içerisinde şekillendirme kararı alması da bu gerçekten kaynaklanıyor.Merkel’in AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri yeniden canlandırma çabaları Berlin yönetiminin umduğu ve istediği seviyeye ulaşmadı. Ancak Berlin yönetimi AB’nin Türkiye’ye karşı yaptırım kararı almasını engelleyerek Brüksel ile Ankara arasında geriye dönüşü olmayan bir krizi önlenmiş oldu ve ilişkileri canlandırma fırsatını da getirdi. Bu noktada Türkiye, Yunanistan ve Rum kesimi hariç Fransa ve Avusturya dahil AB’ye üye diğer ülkelerle sorunlarını ikili düzeyde çözecek imkan ve yeteneğe sahip. 1 Ocak tarihinde AB dönem başkanlığı bayrağını Almanya’dan devralacak olan Portekiz Mart 2021’de düzenlenecek olan ilkbahar zirvesinde Türkiye’yle ilişkilerin geleceği konusunda özel bir oturum gerçekleştirecek. Türkiye’nin, Merkel’in Eylül 2021’de başbakanlık görevini terk edeceğini unutmadan bu kıymetli zaman dilimini çok iyi değerlendirmesi gerekiyor.Zeka katsayımız azalıyor mu?Malum ‘IQ’ olarak bilinen zeka katsayısı veya zeka seviyesi Alman psikolog Wilhem Stern tarafından 1912 yılında ortaya konulan bir zeka ölçme yöntemidir. Amerikan kökenli Yeni Zelandalı James Flynnt de ‘Flynn etkisi’ni kavramsallaştırarak zeka katsayısının nesilden nesile arttığını göstermiştir. Ancak 1990 yılların ortasından beri zeka katsayısı artmıyor gibi. Aksine son dönemlerde zeka katsayısının azaldığına dikkat çekiliyor. Üstelik gelişmiş ülkelerde zeka katsayısının azaldığına yönelik trendler tespit ediliyor; Norveç, Danimarka ve İsveç gibi. Bir başka deyişle nesilden nesile artan IQ sürecini tarif eden Flynn etkisinin sanki sonuna gelindi. Bu husus, kişilerin kullandıkları dil, kelime haznelerinin zenginliği, yüklemin çekim zamanı, sizli yerine doğrudan senli benli konuşma hitabesiyle de gözlemleniyor. Yazarken noktalı virgülün kullanılmaması, ‘küçük hanım’ veya Fransızcada ‘mademoiselle’ kelimesinin kullanımdan düşmesi gibi unsurlar gözlemleniyor. Hatta şehirlerde şiddet olaylarının bir çoğunun sebebinin insanların duygularını kelimelerle ifade edememelerinden kaynaklandığı tespit edildi. Kelime haznesi dar olan kişiler aynı kelimeleri seslerini yükselterek yineliyor, olmadı güç kullanarak duygularını ifade etmeye çalışıyorlar. Oysa yüklemin mastar halini bile bilmeden, doğru zamanla çekimini ifade edemeden varsayımsal tümdengelim bir düşünceyi de ifade edemez insan. Zeka katsayısının azalmasının bilimsel ve rasyonel sebebi ise henüz tam olarak uzmanlar tarafından tespit edilmiş değil. Araştırmalar devam ediyor; ancak bilişsel eğitimciler, eğitim sistemi, elektronik aygıtlar, okuma alışkanlığının azalması ve insanların kelime hazinelerini zenginleştirmemelerinin bu duruma etki ettiğini ifade ediyorlar. Bununla da mücadele etmek de insanların elinde.Malum ‘IQ’ olarak bilinen zeka katsayısı veya zeka seviyesi Alman psikolog Wilhem Stern tarafından 1912 yılında ortaya konulan bir zeka ölçme yöntemidir. Amerikan kökenli Yeni Zelandalı James Flynnt de ‘Flynn etkisi’ni kavramsallaştırarak zeka katsayısının nesilden nesile arttığını göstermiştir. Ancak 1990 yılların ortasından beri zeka katsayısı artmıyor gibi. Aksine son dönemlerde zeka katsayısının azaldığına dikkat çekiliyor. Üstelik gelişmiş ülkelerde zeka katsayısının azaldığına yönelik trendler tespit ediliyor; Norveç, Danimarka ve İsveç gibi. Bir başka deyişle nesilden nesile artan IQ sürecini tarif eden Flynn etkisinin sanki sonuna gelindi. Bu husus, kişilerin kullandıkları dil, kelime haznelerinin zenginliği, yüklemin çekim zamanı, sizli yerine doğrudan senli benli konuşma hitabesiyle de gözlemleniyor. Yazarken noktalı virgülün kullanılmaması, ‘küçük hanım’ veya Fransızcada ‘mademoiselle’ kelimesinin kullanımdan düşmesi gibi unsurlar gözlemleniyor. Hatta şehirlerde şiddet olaylarının bir çoğunun sebebinin insanların duygularını kelimelerle ifade edememelerinden kaynaklandığı tespit edildi. Kelime haznesi dar olan kişiler aynı kelimeleri seslerini yükselterek yineliyor, olmadı güç kullanarak duygularını ifade etmeye çalışıyorlar. Oysa yüklemin mastar halini bile bilmeden, doğru zamanla çekimini ifade edemeden varsayımsal tümdengelim bir düşünceyi de ifade edemez insan. Zeka katsayısının azalmasının bilimsel ve rasyonel sebebi ise henüz tam olarak uzmanlar tarafından tespit edilmiş değil. Araştırmalar devam ediyor; ancak bilişsel eğitimciler, eğitim sistemi, elektronik aygıtlar, okuma alışkanlığının azalması ve insanların kelime hazinelerini zenginleştirmemelerinin bu duruma etki ettiğini ifade ediyorlar. Bununla da mücadele etmek de insanların elinde.

Kaynak: MILLIYET.COM.TR

Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2020, 08:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner16

banner1